
Eğer biyosensörlerinizi kurutmak ve sertleştirmek için hâlâ sıcak hava yöntemini kullanıyorsanız, muhtemelen zorluklarla karşılaşıyorsunuz demektir. Bu oldukça zahmetli bir süreçtir.
Bunun sebebi şudur: Konveksiyon yöntemi yavaştır. Yüzeyin ısınmaya başlaması için odadaki her bir metreküp havayı ısıtmak gerekiyor. Bu da enerji israfı anlamına gelir; daha da önemlisi, zaman kaybıdır.
Çözüm ise kızılötesi ışıklardır. Kızılötesi lambalar, havayı ısıtmak yerine radyasyon enerjisini doğrudan malzemeye gönderir. Bu sayede işlem anında gerçekleşir.
Yarı iletken üretiminde bu büyük bir avantajdır. Hazırlık sürelerini dakikalardan saniyelere indirebiliyoruz. Büyük miktarlarda üretim yaparken, her parti için sadece 30 saniye tasarruf etmek bile üretim hattındaki tıkanıklığı gidermeye yardımcı olur.
Biyosensörler için bu yöntemi uygulamak için kısa dalga boylu kızılötesi lambalar kullanılır. Bu lambalar, polimerlerin ve sensör kimyasallarının emmek istediği belirli bir spektrumda ışık yayınlar. Böylece yüzeyde ihtiyaç duyulan yerlere yoğun ısı verilir; böylece tüm makine ısı fırınına dönmez.
Ancak unutmayın ki bu bir sihirli değnek değildir. Bazı sorunlar da vardır. Kızılötesi ışınlar düz bir çizgide ilerlediğinden “kenar etkileri” ile uğraşmak gerekiyor. Eğer lambanın konumu yanlışsa, wafer’in kenarları yanabilirken merkezi hâlâ soğuk kalabilir. Sadece cihazı bağlayıp gitmek yeterli değil; mesafeyi doğru ayarlamak ve yanmaları önlemek için PID kontrol cihazları kullanmak gerekiyor.
Sonuç olarak, yüksek hassasiyetli üretim yapmak istiyorsanız kızılötesi ızgara teknolojisi en iyi çözümdür. Bu sayede kurutma işleminin süresi azalır ve birim başına harcanan zaman da düşer. Kablolamayı doğru şekilde ayarlayıp ısı bölgelerini iyi belirleyince, işlem sürelerinin hemen azaldığını göreceksiniz.